Sinkaf Çavuş

 Türk siyasi tarihine şöyle bir baksak ve düşünsek; Meclis'deki seviyenin, ehliyet ve liyakatin, vekillerin sahip olduğu IQ ve EQ düzeyinin; diğer bir deyişle bilişsel/bilimsel/teorik/akademik/analitik/mantıksal ve duygusal istidatlarının, sorun çözme becerilerinin, rol model olma kabiliyetlerinin... Kısacası, devletin yönetildiği bir Meclis, grup veya toplulukta olması gereken insânî ve ahlâkî tüm erdem ve faziletlerin, bu denli yerle yeksan olduğu; esamesinin ise hiç de okunamadığı başka bir dönem olmuş mudur... Sözü size bırakıyorum.

Ben bir vatandaş olarak basına yansıyan görüntülere acı acı bakıyor, acı acı gülüyor ve yine acıyla kahroluyorum. Yumruğunu, sadece hayvanlar aleminde şahit olduğumuz yüksek bir gazap, öfke, agresyon ve hiddetle düşmanı (!) bellediği karşısındaki kişinin burnuyla bir an evvel buluşturma arzusunda olan sözde (!) vekilleri gördükçe gözlerime inanamıyor, birinin beni dürtmesini ve çimdiklemesini istiyordum ! Bunu isterken, bir taraftan da Eyüp peygamber gibi yüce Tanrı'ya yakarıyor ve: "Ey yüceler yücesi Rab ! Lütfen söyle ! Ne tür bir ağır günah işledim de, bir yurttaş ve vatandaş olarak beni bu çileye ve ıstıraba düçar ediyorsun ?!" Diyordum. Bu yakarışım sırasında, çevremde beni dürtecek ve çimdikleyecek hiç kimsenin olmadığını farkettim. Çevremde kimse olmadığından, ben de kendi kendimi çimdiklemeye karar verdim. Fakat kendi bedenime ve vücudumun çeşitli bölgelerine yönelik yaptığım her çimdikleme teşebbüsü ve hareketi, aynı zamanda gıdıklanmama da neden oluyordu. Vekiller hararetli ve hayvânî bir refleksle kavgaya tutuştukça ben de kendimi gıdıklıyor, sinkaflı sözcükler Meclis koridorlarında yankılandıkça, kendimi tutamıyor kahkahayı basıyordum. Bu süre zarfında vekillerin burnu dümdüz olurken, çimdiklemenin etkisiyle kendi bedenim ise kıp kırmızıydı ! Büyük bir telaşe içinde: "Sinkaf efendi, Sinkaf efendi, çabuk koş !" Diye haykırdım. Sinkaf Çavuş ivedilikle yanıma seyirtince, kendisine: "Ya Medet ! Şu dertli gönlüme bir çare Sinkaf efendi !" Diye ayrıca gürledim. Ateşimin çıktığını hissediyordum. O sırada boncuk boncuk da terlediğimi hatırlıyorum. O esnada cebinden çıkarttığı mendilini ıslatıp cayır cayır yanan alnıma koyan Sinkaf Çavuş: "Evlât !" Diyerek başladığı duygularını: "Böyle olmaz...! Kendini toparla, belli ki siyaset sana dokunuyor. Biraz azalt siyaseti, mümkünse hayatından çıkar, bak hayat gelip geçiyor, vakit nimettir, en değerli şeydir, ekmek ve su gibidir, ekmeğini ve suyunu murdar etme, hayatı/yaşamı ıskalama evlât ! Ömrünü murdar etme !" Diyerek tamamladı. Sinkaf Çavuş'un bu telkinleri ve nasihati bana iyi gelmişti. Uzandığım yer döşeğinin yanında bulunan ve üzerinde kestanelerin piştiği sobanın odaya yaydığı yüksek ısı ve sıcaklık, yüzümde bir mahmurluk, bedenimde ise yorgunluk ve uyku halinin oluşmasına neden olmuştu. Bu çat kapı gelen tatlı uykuya mâni olamıyor, göz kapaklarımı ise kontrol edemiyordum. Sinkaf Çavuş, duvardaki saat ve kestaneler... Gürül gürül yanan sobanın odada bıraktığı o kendine özgü sessizlik ve dinginlik eşliğinde, her biri gözlerimin içinde kararıyor, yavaşça kayboluyordu. #siyaset #gündem #sinkafçavuş #türksiyaseti

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Marshall-Lerner Koşulu ve J Eğrisi

Rum Suresi'ne Tarihsel Bir Bakış...

Hristiyanlık Tarihi, İnciller ve Hristiyan(lık) Sözcüğünün Etimolojisi