''Dindar Nesil Yetiştirme Projesi''
"Din" dediğiniz mefhum, kurum, kavram veya olgu; dokusu, havası, yapısı ve niteliği gereği metafiziksel bir hüviyeti haizdir. Yani, doğaüstüdür... Örneğin, nübüvvet/risalet olgusu... Yani; vahiy, vehbî/gaybî bilgi... Veyahut, Tanrı kavramı... Tanrı'nın bizzat kendisi... Bunlar, nesnel/cismî/maddî nitelikler taşıyan varlık ve bilgi türleri değildir.
Örneğin; "Deniz seviyesinde su, 110 derecede kaynar..." Yargısına itiraz edebilirsiniz. Ve: "Hayır efendim, 110 değil, 100 derecede kaynar..." Diyebilirsiniz. Bu haklı itirazınızda sizi destekleyen unsurlar neler ? İtirazınızda dile getirmiş olduğunuz bilginin, ampirik/görgülcü/deneyimci/bilimsel/apodeiktik çalışmalarla; deney ve gözlemle daha önce test edilmiş olması...
Fakat aynı şekilde; vehbî bilgiye/vahye veya Tanrı'ya maddî/cismî/fenomenâl bir hüviyet kazandıramazsınız... Neden...? Çünkü üzerinde düşündüğünüz bu gibi varlık ve bilgi türleri, test edilebilir ve herkesçe duyumsanabilir nesnel "şeyler" değildir de ondan...
Dolayısıyla; doğaüstü/matafiziksel niteliği haiz bir konuda ve meselede; insanlara ve özellikle çocuklara/gençlere; beşerî/insânî/örfî/geleneksel kaygı, dürtü ve reflekslerle türlü türlü taktik, teknik, yöntem ve metodlar kullanmak suretiyle yeni bir uhrevî/subûtî kimlik ve anlayış kazandırmaya çalışmak, bir balığın uçması için çabalamak ve uğraşmak kadar beyhudedir... Ve de bu girişimin rasyonel/aklî/tabii/evrensel hiç bir tarafı da yoktur...
Gençlerin düşünce dünyalarını "bireysel dîni yaşam alanı..." Dindar bir gençlik yetiştirmek isteyen efendilerin düşünce dünyalarını da "politik/siyasal ve kurumsal dîni yaşam alanı..." olarak düşünürsek, aslında bu durum, tabiatın diyalektik/düalist/dikotomik yapısına çok güzel bir örnek teşkil ediyor.
Şöyle ki; kurumsal din: "İlâhi olanın bilgisini, sıradan-beşeri unsurlar aracılığıyla sıradan başka bir beşere aktarabilirim..." Tezini öne sürüyor.
Ortada bir tez varsa, bu sefer doğa/tabiat sazı eline alıyor ve o da gençlerin aracılığıyla: "O işler, öyle olmuyor kuzum..." Diyor
Sonuç olarak; "Aman yavaş, aheste..." Diyoruz. Önce doğayı ve kendimizi iyi tanıyacağız. Cin olmadan adam çarpmayacağız.

Yorumlar
Yorum Gönder